Lütfen ODMD Gladyatör için Tıklayınız > Lütfen Magma Tıklayınız >
Fütürist Sayın Ufuk Tarhan Ana Sayfa > Seçtiğiniz Site Kısmı > 

UFUK TARHAN

FÜTÜRİST

GELECEĞİ ÖNGÖRMEK YETMEZ, ONU TASARLAMAK GEREKİYOR

FÜTÜRİST UFUK TARHAN’A GÖRE YENİ DÖNEMDE FARKI YALNIZCA TEKNOLOJİYE ERİŞENLER DEĞİL; YAPAY ZEKÂYA DOĞRU İŞİ DEVREDEBİLEN, ÇIKTISINI SORGULAYAN, BİLİŞSEL EGEMENLİĞİNİ KORUYAN VE DEĞİŞİME HIZLA UYUM SAĞLAYANLAR YARATACAK. OTOMOTİVDE İSE ELEKTRİFİKASYON ARTIK DÖNÜŞÜMÜN YALNIZCA İLK KATMANI; ASIL REKABET YAZILIM, ENERJİ, VERİ, YAPAY ZEKÂ VE İNSAN SİSTEMLERİNİ BİRLİKTE TASARLAYABİLEN ŞİRKETLER ARASINDA YAŞANACAK.

Geleceği öngörmek ile geleceği tasarlamak arasındaki fark nedir?

Geleceği öngörmek, olası yönleri, kırılma noktalarını ve erken sinyalleri okumaktır. Geleceği tasarlamak ise tercih ettiğiniz geleceğin, oluşturduğunuz vizyonun gerçekleşme ihtimalini artıracak bakış açısını, kararları ve planları bugünden kurgulamaktır. Bunun için bütçe, yetenek, teknoloji, iş modeli ve davranışlar büyük ölçüde şekillendirilebilir; mevzuat ve diğer dış koşullara yönelik stratejiler oluşturulabilir. Ben fütürizmi ya da fütürist çalışmaları “geleceği önceden kesin olarak bilmek, görmek” diye algılamıyorum. Gelecek, birbiriyle yarışan çok sayıda ve asla yüzde yüz bilinemeyecek olasılığın bulunduğu bir alandır. Bu olasılıkları düşünerek, bilimsel veriler ve erken sinyallerle destekleyerek muhtelif senaryolara dönüştürebilir ve gelecek içgörüsü olarak kullanabiliriz; hatta mutlaka kullanmalıyız. Ancak gelecek tek bir hedef tarihe sığmaz. Bu nedenle bireylerin ve kurumların asıl gücü, hangi geleceğe hazırlanacaklarını ve hangisini yaratmaya çalışacaklarını seçebilme kapasitesinde yatar. Küçük kararlar zaman içinde birleşip büyük sonuçlar üretir. İyi bir gelecek tasarımı, tek bir senaryoya bahis oynamaz. Alternatif senaryolar kurar, erken sinyalleri izler, geri döndürülebilir kararlarla öğrenir ve kritik eşiklerde yön değiştirir. Her şeyi şekillendiremeyiz. Jeopolitik krizleri, iklim koşullarını ve rakiplerin hamlelerini kontrol edemeyiz. Fakat seçeneklerimizi, dayanıklılığımızı ve hareket hızımızı tasarlayabiliriz. Gelecek üzerinde etkili olmak, önce bugünkü kararlarımızın gelecekte hangi sistemi ve sonuçları beslediğini fark etmekle başlar.

Yapay zekâ(YZ) konusunda sizce toplumun en büyük yanılgısı nedir?

Bu soruya “ya o ya bu” diye yanıt vermek yanlış. Çünkü farklı ölçülerde hepsi olacak. Zaman içinde insanlar, YZ ajanları, insansılar ve giderek büyüyen sentetik çevre birlikte yeni bir sistem oluşturacak. Toplumun en büyük yanılgısı, yapay zekâyı ya insanın ve yaptığı işlerin yerine geçecek bir rakip ya da yalnızca daha hızlı yazan, arayan ve özetleyen gelişmiş bir yazılım gibi görmesi. Her ikisi de ayarı ve dozu kaçmış öngörüler. Şu anda görebildiğimiz kadarıyla yakın gelecekte asıl sıçrama, “agentic AI” (ajan tabanlı yapay zekâ) ile yaşamaya ve çalışmaya adapte olmakta yaşanacak. YZ’ye üzerimizden daha fazla görev almayı, araç kullanmayı, başka yazılımlarla iletişim kurmayı ve belirli sınırlar içinde karar vermeyi öğreteceğiz. İnsanın bütünüyle yerini almasının ne zaman gerçekleşeceği ya da gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda ise bugün güvenilir bir tarih vermek mümkün değil. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) bir çalışmasına göre dünyadaki çalışanların yaklaşık dörtte biri, üretken YZ’den belirli ölçüde etkilenebilecek mesleklerde bulunuyor. Ancak en olası sonuç, işlerin bütünüyle ortadan kalkmasından çok görevlerin ve işlerin dönüşmesi. Benim için kritik ayrım, YZ kullananlarla kullanmayanlar arasında da bitmiyor. Önümüzde daha ciddi bir eşik var: YZ’ye doğru işi devredebilen, çıktısını sorgulayan, yanlılığı ve hatayı yakalayan, gerektiğinde müdahale eden ve son sorumluluğu üzerinde tutan insanlar öne çıkacak. YZ kullanan ancak ona körü körüne güvenenler de geride kalacak. Şirketler açısından da yalnızca verimliliği ölçmek tehlikeli. YZ’nin karar kalitesine etkisini, çalışanlarda yaratabileceği beceri kaybını, hata maliyetini ve teknolojiye bağımlılığı birlikte izlemek gerekiyor. Çünkü YZ’nin çalışma hayatındaki sonuçları yalnızca teknolojinin kapasitesine değil, onu nasıl tasarladığımıza ve kullandığımıza da bağlı. YZ çağının yeni mesleki okuryazarlığı; delege etme, doğrulama, bağlam kurma, etik sınır çizme ve insan muhakemesinin nerede gerekli olduğunu bilme becerileriyle ölçülecek. Prompt yazmak, döngüler (loop) ve iş akışı grafikleri oluşturmak bunun bugünkü araçlarından yalnızca birkaçı.

Ortaya koyduğunuz “T-İnsan” modelini bugün, yapay zekânın geldiği noktayı dikkate alarak yeniden tanımlasanız neleri değiştirirdiniz?

Yeni eşitsizliğin adı yalnızca dijital uçurum olmayacak; “inisiyatif uçurumu”, yani karar alma ve harekete geçme kapasitesi farkı olacak. Çünkü aynı YZ aracına erişen iki kişi arasında büyük farklar görebileceğiz. Biri YZ ile daha becerikli ve yetkin hâle gelip hızlanırken, yeni işler kurarken; diğeri hazır cevaba teslim olarak büyük bir yanılgıya düşebilecek. Özetle YZ’ye erişim tek başına eşitlik yaratmıyor. Asıl fark, T-İnsanlaşma becerisinde, kararlılığında ve disiplininde yatıyor. T-İnsan modelimi ise şu şekilde revize ederdim: Dikeydeki 3T (Teknoloji, Tasarım Odaklı/Transformatif Düşünme, Takım Oyunu) omurgasını korur, buna yeni bir katman olarak T-Agent’ı eklerdim. Her T-İnsan’ın yanında, onun kapasitesini artıran, işlerini delege edebildiği ve geliştirdiği bir T-Agent bulunması gerektiğini söylerdim. Yatayda ise Hibrit, Otodidakt ve Kürasyon omurgasını korurdum. Bir de T-İnsanlaşmanın gerekliliklerine “bilişsel egemenliği”; yani düşünme ve karar kontrolünü korumayı, Dijital Kimlik ve Dijital Vatandaşlık kavramlarını erkenden kavrama, yönetme ve hayata geçirme becerisini eklerdim.

Dijitalleşme arttıkça insan ilişkilerinde ve toplumsal değerlerde nasıl bir değişim bekliyorsunuz?

Teknolojik araçlar kendi başlarına ilişki kurma biçimimizi belirlemiyor; onları nasıl tasarladığımız, kullandığımız ve hayatımızın neresine yerleştirdiğimiz belirliyor. Bunun yanı sıra “gerçek dikkatin”, daha doğrusu bölünmemiş dikkatin, giderek daha kıymetli bir kaynak olduğunun da farkındayız. Ekranlar, algoritmalar, yapay zekâ arkadaşları, dijital insanlar ve kişiselleştirilmiş içerikler zamanımız ve dikkatimiz için yarışırken odaklanmakla ilgili sorunlar yaşadığımız da bir gerçek. OECD’nin 2025 raporuna göre 22 Avrupa OECD ülkesinde insanların ortalama yüzde 8’i yakın arkadaşı olmadığını söylerken, karşılaştırılabilir verisi bulunan 23 OECD ülkesinde yüzde 6’sı son dört haftada çoğu zaman veya sürekli yalnız hissettiğini bildiriyor. İlaveten, bence önümüzdeki dönemin büyük toplumsal konusu güven olacak. Bir görüntünün gerçek olup olmadığını, karşımızdakinin insan mı yoksa sentetik bir karakter mi olduğunu, bir önerinin dostumuzdan mı yoksa algoritmadan mı geldiğini sorgulayacağız. Bu da doğrulanabilir kimlik, içerik kökeni ve dijital itibar kavramlarını günlük hayatın bir parçası hâline getirecek. Bir başka risk ise ortak gerçekliğin parçalanması. Herkes kendine özel haber, reklam, arkadaş ve hatta yapay kişilik akışı içinde yaşarsa toplumsal uzlaşma zorlaşabilir. Mahremiyetin anlamının değişmesi de bir başka boyut. İnsanlar yalnızca “Verilerim saklansın.” demeyecek; verilerinin kim tarafından, hangi amaçla ve ne kadar süreyle kullanılacağına hükmetmek isteyecek. Teknoloji geliştikçe empati, güvenilirlik, yüz yüze temas ve bölünmemiş dikkat daha yüksek değer taşıyacak. Dijital ilerlemenin toplumsal başarı ölçütleri arasında ilişki kalitesini de çok ciddiye almalı ve bu konularda da çalışmalıyız.

Ülkemiz dijitalleşme anlamında bir değişim ve dönüşümden geçiyor; olabildiğince… Otomotiv sektörü bu dönüşümü nasıl tasarlamalılar?

Elektrifikasyon, otomotiv dönüşümünün ilk katmanı. Ana kırılma, otomobilin aynı anda bir yazılım platformuna, enerji cihazına, veri kaynağına ve yapay zekâ destekli hizmet alanına dönüşmesi. Şirketlerin dönüşüm planını “Hangi motor?” sorusundan daha geniş bir çerçevede ele alması gerekiyor.

Birinci öncelik, yazılım tanımlı araç mimarisi olmalı. Araç, satıldıktan sonra da güncellenen ve yeni özellikler kazanan bir sisteme dönüşüyor. Bu durum, siber güvenliği ve OTA (kablosuz yazılım güncellemesi) yönetimini ürün kalitesi kadar kritik hâle getiriyor.

İkinci öncelik, YZ ajanları. Araç içindeki kişisel asistanın sürücünün tercihlerini öğrenmesi kadar; satış, servis, yedek parça, sigorta, finansman ve filo yönetimindeki ajanlar da müşteri deneyimini değiştirecek. Distribütörlerin rolü burada büyüyebilir. Satış kanalı olmaktan çıkıp aracın tüm yaşam döngüsünü yöneten bir güven ve hizmet koordinatörüne evrilebilirler.

Üçüncü alan, enerji. IEA, elektrikli otomobillerin 2026’da küresel satışların yaklaşık yüzde 29’una ulaşmasını bekliyor. V2G (araçtan şebekeye enerji aktarımı) ile park hâlindeki batarya, şebeke için ekonomik bir varlığa dönüşebiliyor. Şarj, güneş enerjisi, bina, araç ve şebeke birlikte tasarlanacak.

Dördüncü öncelik, otonomiye hazırlık. UNECE, Haziran 2026’da tam otonom sürüş sistemleri için ilk küresel düzenleyici çerçeveyi kabul etti. Ulusal mevzuat ve tip onayı süreçleri yine belirleyici olacak.

Beşinci öncelik, tedarik ve hız. Batarya hammaddesi, çip, bulut altyapısı ve kritik yazılım bağımlılıkları jeopolitik risk hâline geldi. Şirketler maliyet kadar dayanıklılığı, alternatif tedarikçileri ve yerel yetkinliği de ölçmeli. Türkiye için katma değerli fırsatlar, araç üretiminin çevresinde hızla büyüyor: otomotiv yazılımı, güç elektroniği, batarya yönetimi, şarj teknolojileri, siber güvenlik, dijital ikiz, simülasyon ve mobilite verisi… Küresel rekabet hızlandı. Kazanan şirketler, gelecek trendlerini izlemekle yetinmeyecek; ürün, enerji, veri ve insan sistemlerini birlikte tasarlayacak.


Lütfen Tüm Üyelerimiz için Tıklayınız >




prev
next