Lütfen ODMD Gladyatör için Tıklayınız > Lütfen Magma Tıklayınız >
Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Deren Ünalmış Ana Sayfa > Seçtiğiniz Site Kısmı > 

DOÇ. DR. DEREN ÜNALMIŞ

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi

DEZENFLASYON SÜRECİNİN KARARLILIKLA SÜRDÜRÜLMESİ KRİTİK ÖNEM TAŞIYOR

KÜRESEL EKONOMİDE BELİRSİZLİKLERİN ARTTIĞI, JEOPOLİTİK RİSKLERİN VE KORUMACILIK EĞİLİMLERİNİN GÜÇ KAZANDIĞI BİR DÖNEMDE TÜRKİYE EKONOMİSİNİ DEĞERLENDİREN BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ EKONOMİ BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ DOÇ. DR. DEREN ÜNALMIŞ, ENFLASYONLA MÜCADELEDE PARA VE MALİYE POLİTİKALARININ EŞGÜDÜMÜNÜN ÖNEMİNE VURGU YAPARKEN, ÖNÜMÜZDEKİ YILLARDA KUR RİSKİ, DIŞ FİNANSMAN İHTİYACI VE YAPAY ZEKÂ YATIRIMLARININ YEREL VE KÜRESEL EKONOMİ AÇISINDAN BELİRLEYİCİ OLACAĞINI İFADE EDİYOR.

2026 yılının ekonomik görünümünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Büyüme, enflasyon, dış ticaret dengesi, döviz kurları ve uluslararası yatırımcı ilgisi açısından yılın geri kalanına ilişkin beklentilerinizi paylaşır mısınız?

2025 yılı, küresel ölçekte dış ticarette korumacılığın ve jeopolitik belirsizliklerin arttığı bir dönem oldu. 2026 yılında da bu eğilim devam etti; ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar derinleşti. Şubat ayı sonunda Ortadoğu’da başlayan savaş, önemli bir ticaret güzergâhı olan Hürmüz Boğazı’nın kullanımını kısıtlarken, doğal gaz ve petrol üretimindeki aksaklıklar ile enerji tesislerinde oluşan kalıcı hasarlar hem küresel büyüme hem de küresel enflasyon görünümünü olumsuz etkiledi. Enflasyon endişelerinin artmasıyla birlikte merkez bankaları faiz indirim süreçlerini durdurdu; bazıları faiz artırırken, diğerlerinin de faiz artırması bekleniyor. Haziran ortasında ABD ile İran arasında varılan mutabakata rağmen, ateşkesin 8 Temmuz’da çökmesi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden kapatılması ve çatışmaların Körfez’e yayılmasıyla jeopolitik gerilimin küresel enerji piyasaları üzerindeki baskısı sürüyor.

Türkiye açısından bakıldığında ise Ortadoğu’daki savaş, finansal piyasalarda oynaklığı artırırken reel kesim güvenini ve ihracat siparişlerini olumsuz etkiledi. Özellikle enerji fiyatlarındaki yükseliş dezenflasyon sürecini yavaşlattı. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), faiz indirim sürecine ara vermek, hatta parasal sıkılaşmaya yönelmek zorunda kaldı. Borçlanma maliyetleri yüksek seyrini korurken, makroihtiyati tedbirlerle kredi koşulları daha da sıkılaştı. Bu gelişmeler ekonomik büyüme üzerinde aşağı yönlü baskı oluştururken, artan maliyetler enflasyon görünümünü de olumsuz etkiledi. Petrol fiyatlarının yılın geri kalanında kademeli olarak gerileyeceği varsayımı altında, 2026 yılında Türkiye ekonomisinin potansiyelinin altında, yaklaşık %3 büyümesini; enflasyonun ise TCMB’nin tahmin ve hedeflerinin üzerinde, %30 seviyesinde gerçekleşmesini bekliyoruz. Enerjide dışa bağımlılığımız, Avrupa ekonomisindeki yavaşlama, euronun ABD doları karşısında değer kaybetmesi ve Türk lirasının reel olarak değerlenmeye devam etmesi dış ticaret dengesi üzerinde baskı oluşturuyor. Bu çerçevede, 2026 yıl sonunda cari açığın yaklaşık 55 milyar dolar seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Bu durum, Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının yüksek kalmaya devam edeceğine işaret ediyor. Dolayısıyla uluslararası piyasalardaki finansman koşullarının seyri büyük önem taşıyor.

Uluslararası yatırımcı ilgisi ise büyük ölçüde jeopolitik risklerin azalmasına, ekonomide ve finansal piyasalarda istikrarın korunmasına bağlı. Bu açıdan mevcut dezenflasyon programının kararlılıkla sürdürülmesi kritik önem taşıyor. Türkiye’de serbest döviz kuru rejimi uygulanmakla birlikte, TCMB’nin yönlendirdiği bir kur politikası dezenflasyon programının önemli unsurlarından biri olmaya devam ediyor. Bu nedenle dolar kurundaki artışın enflasyonun altında kalmasını, diğer bir ifadeyle dezenflasyon süreci boyunca Türk lirasındaki reel değerlenmenin sürmesini bekliyoruz.

Türkiye’nin enflasyonla mücadelesinde para politikasının mevcut etkinliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

2018-2023 yılları arasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) yönetiminde yaşanan sık değişiklikler ve enflasyonla mücadelede benimsenen heterodoks yaklaşımlar, kurumun kredibilitesinin kurumsal yapısından ziyade yöneticilere bağlı olduğu algısını güçlendirdi. Bu durum, enflasyon beklentilerinin kalıcı olarak çıpalanmasını zorlaştıran en önemli etkenlerden biri oldu. Aynı dönemde seçim ve deprem harcamaları nedeniyle maliye politikasının para politikasına yeterli desteği verememesi de dezenflasyon sürecini olumsuz etkiledi. Sonuç olarak, sıkı para politikası kesintisiz uygulanmasına rağmen hem enflasyon hem de enflasyon beklentileri yüksek seviyelerde kaldı. 2023 yılının ortasında uygulanmaya başlanan mevcut dezenflasyon programı süresince ise para politikasının etkinliğini sınırlayan çeşitli jeopolitik ve siyasi şoklar yaşandı. Özellikle son dönemde artan jeopolitik riskler, dezenflasyon sürecinin henüz tamamlanmamış olması nedeniyle politika faizinin bir süre daha yüksek seviyelerde tutulmasını gerekli kıldı. Önümüzdeki dönemde enflasyon beklentilerinin kalıcı olarak çıpalanabilmesi için maliye ve para politikaları arasındaki eşgüdümün güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Bunun yanında, yönetilen ve yönlendirilen fiyatların enflasyon hedefleriyle uyumlu belirlenmesi, özellikle kira ve ücretlerde geriye dönük endeksleme alışkanlığının kırılması, para politikasında öngörülebilirliğin artırılması ve iletişim ile şeffaflığın güçlendirilmesi dezenflasyon sürecini destekleyecek temel adımlar olacaktır.

Küresel ekonomik gelişmelerin Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler, özellikle Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeleri hem maliyetler hem de enerji arz güvenliği açısından olumsuz etkiledi. Enerji ve diğer emtia fiyatlarındaki artış dış ticaret açığını büyütürken, jeopolitik gerilimlerin finansal piyasalara yansıması portföy çıkışlarını hızlandırdı ve döviz rezervleri üzerinde baskı oluşturdu. Her ne kadar petrol fiyatlarında son dönemde kısmi bir gerileme yaşansa da, fiyatların bir süre daha dalgalı seyretmesi ve jeopolitik belirsizliklerin devam etmesi bekleniyor. Öte yandan, ABD dolarının euro karşısında değer kazanması, ihracat gelirlerinin önemli bölümünü euro cinsinden elde eden firmalar ile dolar cinsinden borç yükümlülüğü bulunan şirketler açısından olumsuz bir tablo ortaya çıkardı. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) yeni başkan döneminde daha şahin bir para politikası izleyeceğine yönelik beklentiler de doların küresel ölçekte güçlü seyrini destekleyebilir. Böyle bir senaryoda gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarının hızlanması, finansman maliyetlerinin yükselmesi ve finansal koşulların daha da sıkılaşması söz konusu olabilir. Bu nedenle Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ekonomiler açısından küresel para politikaları ile jeopolitik gelişmeler önümüzdeki dönemde de yakından takip edilmesi gereken temel risk unsurları olmaya devam edecektir.

Önümüzdeki beş yıllık dönemde Türkiye ekonomisinin karşı karşıya kalabileceği en önemli riskler nelerdir?

Mevcut dezenflasyon programının en önemli unsurlarından biri döviz kurundaki istikrarın korunmasıdır. Türk lirası faizlerinin yüksek seyretmesi nedeniyle birçok şirket döviz cinsinden borçlanmayı tercih etti. Bu durum, şirketlerin döviz açık pozisyonlarının yeniden 2018 yılı öncesindeki seviyelere yaklaşmasına ve olası kur oynaklıklarına karşı kırılganlığın artmasına yol açtı. Bankacılık sektöründe tahsili gecikmiş alacak (TGA) oranı ticari kredilerde yaklaşık %2 ile hâlen görece düşük seviyelerde seyrediyor. Ancak özellikle KOBİ kredilerinde bu oranın %4’e yükselmiş olması dikkat çekiyor. Bu gelişmenin hem bankacılık sektörünün kârlılığı hem de finansal sistemin risk görünümü açısından ilgili otoriteler tarafından yakından takip edildiğini düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde finansal istikrarın korunması, şirketlerin kur riskinin etkin şekilde yönetilmesi ve kredi piyasalarının sağlıklı işleyişinin desteklenmesi, ekonomi politikalarının temel öncelikleri arasında yer almalıdır.

Küresel ekonominin önümüzdeki on yılına yön verecek temel dinamikler sizce neler olacak?

Kovid-19 salgını öncesinde küresel gündemin en önemli başlığı iklim değişikliği ve küresel ısınmaydı. Ancak pandemi, sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi ve tedarik zincirlerinin sürekliliğinin ne kadar kritik olduğunu ortaya koydu. Bu süreçte üretimin yakın coğrafyalara kaydırılmasını ifade eden nearshoring ve dost ülkeler arasında üretim ağlarının oluşturulmasını öngören friendshoring yaklaşımları ön plana çıktı. Ardından yaşanan jeopolitik gelişmeler, ülkelerin güvenlik ve enerji arzı konularına daha fazla odaklanmasına neden oldu. Savunma sanayii ve enerji sektörleri stratejik önem kazanırken, diğer alanlardaki yatırımların görece azalması uzun vadede verimlilik artışını sınırlayabilecek bir risk oluşturuyor. Diğer taraftan enerji güvenliğine ilişkin tartışmalar, yapay zekâ teknolojilerinin hızla geliştiği bir döneme denk geliyor. Yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte veri merkezlerinin sayısı ve kapasitesi hızla artıyor. Önümüzdeki beş yıl içinde küresel veri merkezi kapasitesinin iki katına çıkması bekleniyor. Bu gelişme, hem enerji arzının yeterliliği hem de çevresel sürdürülebilirlik açısından önemli soruları beraberinde getiriyor.

Gündeminiz doğrultusunda eklemek istedikleriniz nelerdir?

Dünya genelinde siyaset kurumunun giderek daha kısa vadeli hedeflere odaklandığını, ülkeler arasındaki iş birliğinin zayıfladığını ve uluslararası ticaretin daha zorlu bir yapıya büründüğünü gözlemliyoruz. Buna karşılık, başta ABD ve Çin olmak üzere birçok ülkede özel sektörün uzun vadeli teknoloji yatırımlarını hız kesmeden sürdürdüğünü görüyoruz. Özellikle yapay zekâ alanındaki hızlı gelişmeler, bireysel ve kurumsal yatırımcıların bu alandaki şirketlere yoğun ilgi göstermesine neden oluyor. Yatırımcılar, yapay zekâ dönüşümünü kaçırmama motivasyonuyla önemli miktarda sermayeyi bu şirketlere yönlendiriyor. Ancak belirsizliklerin bu kadar yüksek olduğu bir dönemde piyasalardaki iyimserliğin aynı ölçüde güçlü seyretmesi, olası bir varlık fiyat balonu ihtimalini de akla getiriyor. Bu nedenle, özellikle teknoloji alanında gerçekleştirilen büyük ölçekli özel sektör yatırımlarının sürdürülebilirliğinin yakından izlenmesi ve olası bir küresel finansal kriz senaryosuna yönelik politika hazırlıklarının bugünden yapılması gerektiğini düşünüyorum.


Lütfen Tüm Üyelerimiz için Tıklayınız >




prev
next