ZAFER BAŞAR

Yüce Auto-Škoda Genel Müdürü
GELECEĞİN OTOMOTİVİNDE BAŞARIYI DOĞRU TEKNOLOJİ BELİRLEYECEK
ELEKTRİFİKASYONUN YALNIZCA YENİ BİR MOTOR TEKNOLOJİSİ OLMADIĞINI, MOBİLİTE ANLAYIŞINI KÖKTEN DEĞİŞTİREN UZUN VADELİ BİR DÖNÜŞÜM OLARAK GÖRDÜKLERİNİ BELİRTEN ODMD YÖNETİM KURULU ÜYESİ VE YÜCE AUTO-ŠKODA GENEL MÜDÜRÜ ZAFER BAŞAR, GELECEĞİN OTOMOTİV SEKTÖRÜNDE REKABETİ SATIŞ ADETLERİNDEN ÇOK MÜŞTERİ DENEYİMİ, DİJİTALLEŞME, YAPAY ZEKÂ, SATIŞ SONRASI HİZMETLER VE MARKAYA DUYULAN GÜVENİN BELİRLEYECEĞİNİ İFADE EDİYOR. BAŞAR, SÜRDÜRÜLEBİLİR VE ERİŞİLEBİLİR MOBİLİTEYİ HERKES İÇİN MÜMKÜN KILMAYI HEDEFLEDİKLERİNİ VURGULUYOR.
2026 yıl sonu beklentilerinizi okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?
2026 yılının ikinci yarısına girmişken otomotiv sektörünün geçtiğimiz birkaç yıla göre daha dengeli şekilde ilerlediğini görüyoruz. Elbette ekonomik gelişmeler, finansmana erişim, vergi politikaları, enflasyon etkisi ve küresel tedarik koşulları sektör üzerinde tesirini sürdürmeye devam ediyor. Bununla birlikte Türkiye otomotiv pazarı, genç nüfusu, düşük araç sahipliği oranı ve yenilenmeyi bekleyen yaşlı araç parkıyla büyüme potansiyelini koruyan en önemli pazarlardan biri olmayı sürdürüyor. Aynı zamanda elektrikli araçların payının artması, yeni markaların pazara girmesi ve teknolojik dönüşüm rekabeti her zamankinden daha dinamik hale getiriyor. Yüce Auto-Škoda olarak otomotiv sektöründe başarının satış adetleri dışında, müşteri deneyimi, satış sonrası hizmetler, dijitalleşme ve markaya duyulan güven rekabette belirleyici unsurlar haline geliyor. Biz de bu döneme uzun vadeli bakış açısıyla hazırlanıyoruz. Bugün Türkiye otomotiv pazarında sahip olduğumuz pazar payımız seviyesini istikrarlı biçimde orta ve uzun vadede korumaya ve geliştirmeye yönelik adımlar atıyoruz. Bu hedefi, tek bir yılın agresif büyümesiyle değil, adım adım gerçekleştirilecek bir yolculuk olarak tanımlıyoruz. Bu nedenle bu yıl istikrarlı büyümemizle 2025 yılındaki satış adetlerimize ulaşarak seneyi tamamlamayı hedefliyoruz.
Otomotiv pazarı, fosil yakıtlı araçlardan çevreci araçlara evriliyor. Türkiye otomotiv sektörü bu değişime hazır mı?
Türkiye otomotiv sektörü bu dönüşüme, birçok Avrupa ülkesindeki satış adetlerinden daha yüksek pazar payı göstergeleriyle oldukça iyi bir yanıt veriyor. Elektrikli araçlara yönelik vergi, finansman ve altyapı destekleri, müşterilerin bu dönüşüme daha kolay dahil olmasını sağlıyor. Çünkü bu dönüşüm yalnızca markaların ürün sunmasıyla değil, müşterinin bu teknolojilere erişebilmesi ve güvenle kullanabilmesiyle mümkün olabilir. Özellikle elektrikli araçlara yönelik müşteri ilgisinin artması, şarj altyapısındaki yatırımlar ve pazara sunulan model çeşitliliği Türkiye’nin mevcut durumunu gösteriyor.
Yüce Auto-Škoda olarak bizim yaklaşımımız da müşteriye bu dönüşüm süresince teknolojik ve gelişmiş hizmet altyapımızla yalnız bırakmamak. Bu nedenle elektrifikasyonu sadece teknolojik bir geçiş olarak tanımlamıyoruz. Bunu uzun vadeli bir mobilite dönüşümü olarak görüyoruz. Elektrikli modellerimiz pazara gelmeden önce yetkili servislerimizin teknik altyapısını hazırladık, ekiplerimizi eğittik, 360 kW DC hızlı şarj yatırımlarımızı tamamladık ve mobil şarj hizmetimizi devreye aldık. Çünkü Škoda severlerin sadece bir otomobil satın alması değil, onu güvenle kullanabilmesinin de ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Önümüzdeki dönemde elektrikli araçların pazar payının büyümeye devam edeceğini öngörüyoruz. Ancak hibritler, şarj edilebilir hibritler ve verimli içten yanmalı motorlar da geçiş sürecinin önemli bir parçası olmayı sürdürecek. Bu nedenle Škoda olarak her segmentte ve her teknolojide müşterilerimize çözüm sunan dengeli bir ürün gamı oluşturma stratejisi izliyoruz. Amacımız, değişen ihtiyaçlara uyum sağlayan, sürdürülebilir ve ulaşılabilir mobiliteyi herkes için mümkün kılmak.
Dünyada ve Avrupa’da otomotiv sektöründe çevreci araçlarla ilgili gelişmeleri değerlendirir misiniz?
Dünyada ve Avrupa’da otomotiv sektörünün en önemli gündem maddesi elektrifikasyon olmaya devam ediyor. Avrupa’da sürdürülebilirlik hedefleri ve emisyon regülasyonları, üreticilerin ürün geliştirme stratejilerini şekillendiriyor. Bunun yanında dijitalleşme, bağlantılı araç teknolojileri, yapay zekâ destekli sistemler ve döngüsel ekonomi anlayışı da otomobillerin geleceğini belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Artık çevreci yaklaşım sadece güç ünitesiyle sınırlı değil; üretim süreçlerinden kullanılan malzemelere, yazılım altyapısından geri dönüşüm uygulamalarına kadar bütüncül bir dönüşüm yaşanıyor. Škoda olarak biz de bu dönüşüme uzun vadeli bir perspektifle yaklaşıyoruz. Bizce geleceğin otomotiv dünyasında başarıyı belirleyecek unsur, müşteriye doğru zamanda doğru teknolojiyi sunabilmek olacak.

Dijitalleşme tüm sektörler için büyük önem kazandı. Sizce dijitalleşmenin hayatımıza ve sektörlere etkileri nelerdir?
Dijitalleşme, tüm iş dünyasının en önemli dönüşüm alanlarından biri haline geldi. Bugün müşteriler yalnızca kaliteli bir ürünün yanı sıra hızlı, kolay, kişiselleştirilmiş ve kesintisiz bir deneyim de bekliyor. Otomotiv sektöründe bu dönüşümü çok daha net görüyoruz. Bağlantılı araç teknolojileri, uzaktan güncellenebilen yazılımlar, yapay zekâ destekli sistemler, dijital servisler ve kişiselleştirilmiş kullanıcı deneyimi artık otomobillerin ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Bunun yanında üretim süreçlerinde verimliliği artıran teknolojiler ve dijital altyapılar da sektörün rekabet gücünü doğrudan etkiliyor Škoda dijitalleşmeyi teknolojik bir gelişmenin ötesinde, müşteri deneyimini geliştiren stratejik bir alan olarak değerlendiriyor. Gelecek vizyonumuzu ortaya koyan Vision O konsepti de bunu yansıtıyor. Yapay zekâ destekli kişisel asistanlar, sezgisel kullanıcı arayüzleri, yeni nesil dijital ekranlar ve bağlantılı hizmetler, gelecekte sunacağımız mobilite anlayışının önemli parçalarını oluşturuyor. Bizim hedefimiz, teknolojiyi karmaşık hale getirmek değil. Müşterilerimizin günlük hayatını kolaylaştıran, güvenli ve kullanıcı dostu çözümler sunmak.
Mobilite kavramı günümüzde neyi ifade ediyor? Önümüzdeki dönemde paylaşım ekonomisinin otomotiv sektörünü nasıl etkilemesini bekliyorsunuz? Globaldeki ve ülkemizdeki gelişmeler nelerdir?
Mobilite, Škoda için yeni bir kavram değil. Markamızın 130 yılı aşan tarihinde yolculuğu bisiklet üreticisi olarak başladı. Dolayısıyla insanların hareket özgürlüğünü desteklemek, Škoda’nın kuruluşundan bu yana temel felsefesinin bir parçası oldu. Bugün ise mobilite, yalnızca bir noktadan başka bir noktaya ulaşımdan daha fazlasını ifade ediyor. Sürdürülebilirlik, dijitalleşme, bağlantılı teknolojiler ve kullanıcı deneyimini bir araya getiren bütüncül bir ekosistem demek. Müşteriler artık yalnızca bir otomobil satın almak değil, hayatlarını kolaylaştıran dijital hizmetlere ve ihtiyaçlarına uygun mobilite çözümlerine de ulaşmak istiyor. Biz de Škoda olarak geleceğe bakışımızı ortaya koyan Vision O ile bu dönüşümü yansıtırken, mobiliteyi herkes için daha erişilebilir, sürdürülebilir ve kullanıcı odaklı hale getirmeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde paylaşım ekonomisinin özellikle büyük şehirlerde mobilite anlayışını daha da geliştireceğini düşünüyoruz. Ancak her pazarın dinamikleri farklı ilerliyor. Türkiye’de bireysel otomobil sahipliği güçlü konumunu korurken, bağlantılı hizmetler ve dijital çözümler giderek daha fazla önem kazanacak. Bu nedenle otomotiv sektörü gelecekte yalnızca araç üreten değil, müşterilerinin değişen ihtiyaçlarına uygun farklı mobilite çözümleri sunan bir yapıya dönüşmeye devam edecek.
Global gelişmeleri de göz önüne aldığımızda 10 yıl sonra otomotiv sektöründe faaliyet gösterecek paydaşları ne gibi yenilikler bekliyor?
Bugün yapay zekâ üretimden tedarik zinciri yönetimine, müşteri deneyiminden satış ve satış sonrası hizmetlere kadar birçok alanda kullanılmaya başlandı. Ancak bu teknolojinin gerçek potansiyelinin önümüzdeki yıllarda daha belirgin şekilde ortaya çıkacağına inanıyoruz. Yapay zekâ sayesinde süreçler daha verimli yönetilecek, karar alma mekanizmaları hızlanacak ve müşterilere çok daha kişiselleştirilmiş deneyimler sunulacak. Bununla birlikte yazılım tanımlı araçlar, bağlantılı otomobiller, gelişmiş sürüş destek sistemleri ve sürekli güncellenebilen dijital platformlar da sektörün dönüşümünü hızlandıracak önemli başlıklar arasında yer alıyor. Otomobil artık yalnızca bir ulaşım aracı değil, sürekli gelişen ve kullanıcıyla etkileşim halinde olan akıllı bir mobilite platformuna dönüşüyor. Bu doğrultuda önümüzdeki 10 yılda değişime hızlı uyum sağlayan, yapay zekâ ve dijital teknolojileri iş süreçlerine etkin şekilde entegre eden paydaşların rekabette önemli avantaj elde edeceğini düşünüyoruz.
Otomotiv sektörünün Türkiye ekonomisine olan katkısı hakkında ne düşüyorsunuz?
Otomotiv endüstrisi, Türkiye ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri konumunda bulunuyor. Sadece üretim yapan bir sektör olmanın ötesinde, ihracatı, istihdamı, yan sanayisi, mühendislik kabiliyeti ve teknoloji geliştirme gücüyle ülke ekonomisine çok yönlü katkı sağlıyor. Son yıllarda ulaşılan ihracat rakamları ve Avrupa’daki üretim gücü de Türkiye’nin küresel otomotiv endüstrisindeki önemini açıkça ortaya koyuyor. Güçlü tedarik sanayimiz, nitelikli iş gücümüz ve üretim altyapımız sayesinde Türkiye, uluslararası markalar açısından stratejik bir noktada olmayı sürdürüyor. Önümüzdeki dönemde bu katkının artacağı inancını taşıyoruz. Bu süreçte otomotiv sektörünü, Ar-Ge’yi, mühendislik yetkinliklerini ve yeni teknolojilere yönelik yatırımları desteklemeye devam etmek büyük önem taşıyor. Türkiye, zaten kendini yıllardır kanıtlamış kaliteli bir iş gücüne sahip. Ama aynı zamanda yeni teknolojilerin desteklenmesiyle sadece güçlü bir üretim üssü değil, geleceğin mobilite teknolojilerinin geliştirildiği önemli merkezlerden biri olma potansiyelini daha da güçlendirecektir.