Lütfen ODMD Gladyatör için Tıklayınız > Lütfen Magma Tıklayınız >
Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağlar Yurtseven Ana Sayfa > Seçtiğiniz Site Kısmı > 

PROF. DR. ÇAĞLAR YURTSEVEN

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi

ENERJİ VE JEOPOLİTİK RİSKLER YENİ ENFLASYON DALGASI YARATABİLİR

BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ EKONOMİ BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. ÇAĞLAR YURTSEVEN, TÜRKİYE EKONOMİSİNİN DEZENFLASYON SÜRECİ İLE BÜYÜME DİNAMİKLERİ ARASINDA HASSAS BİR DENGEDE İLERLEDİĞİNİ BELİRTİRKEN, DÜŞÜK KUR REJİMİNİN KISA VADEDE ENFLASYONLA MÜCADELEDE BİR ÇIPA GÖREVİ GÖRDÜĞÜNÜ ANCAK İTHALATI TEŞVİK EDEREK ÜRETİM VE DIŞ TİCARET DENGESİ ÜZERİNDE BASKI OLUŞTURDUĞUNU VURGULUYOR. JEOPOLİTİK RİSKLERİN VE ÖZELLİKLE İRAN MERKEZLİ GERİLİMLERİN ENERJİ FİYATLARI ÜZERİNDEN YENİ MALİYET BASKILARI YARATABİLECEĞİNE DİKKAT ÇEKEN YURTSEVEN, TÜRKİYE’NİN YALNIZCA EKONOMİK GÖSTERGELERLE DEĞİL; ŞEHİRLEŞME MODELİ, AKILLI ULAŞIM SİSTEMLERİ, BEŞERİ SERMAYE VE GÜVEN ODAKLI STRATEJİLERLE GELECEĞİNİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRMESİ GEREKTİĞİNİ İFADE EDİYOR.

Türkiye ekonomisinin mevcut görünümünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Yıl sonuna dair öngörüleriniz nelerdir?

Türkiye ekonomisi şu an dezenflasyon süreci ile büyüme dinamikleri arasında hassas bir dengede. Ancak şu anki tabloyu belirleyen en önemli unsurlardan biri düşük kur rejimidir. Mevcut kur politikası, enflasyonla mücadelede bir çıpa vazifesi görse de, ithal malları yerli üretime göre daha avantajlı hale getirerek dış ticaret dengesi üzerinde baskı oluşturuyor.

Yıl sonuna dair öngörüm; iç talepteki yavaşlamanın süreceği, ancak kurun baskılanması nedeniyle ithalat iştahının (özellikle otomotiv gibi sektörlerde) canlı kalacağı yönünde. Öte yandan, bölgedeki İran odaklı çatışma ortamı, kısa vadede risk primimizi (CDS) artırabilir ve yıl sonu hedeflerinde sapmalara yol açabilir.

Enflasyonla mücadelede Türkiye’nin uyguladığı politikaları nasıl buluyorsunuz? Artan Enflasyon ve etkilerini değerlendirir misiniz?

Uygulanan sıkı para politikasını rasyonel bir gereklilik olarak görüyorum. Ancak mikroekonomik düzeyde refah ve yaşam memnuniyeti perspektifinden baktığımızda, enflasyonun yarattığı belirsizlik hanehalkı refahını ve orta sınıfın birikim kapasitesini ciddi şekilde aşındırıyor. Buradaki en büyük risk, İran savaşı gibi dışsal şokların enerji fiyatları üzerinden yaratacağı yeni bir maliyet enflasyonu dalgasıdır. Düşük kur rejimi ithalat yoluyla fiyat artışlarını bir miktar soğutsa da, yapısal reformlarla desteklenmeyen bir süreç kalıcı başarı getiremez. Enflasyonla mücadelenin başarısı, beşeri sermayeyi koruyarak verimliliği artırmaktan geçer.

Küresel ekonomik dalgalanmalar (jeopolitik riskler, enerji fiyatları vb.) Türkiye’yi nasıl etkiliyor?

Küresel konjonktür, özellikle bölgedeki İran-İsrail gerilimi ve sıcak savaş ortamı nedeniyle Türkiye için ciddi bir sınav niteliği taşıyor. Kısa vadede petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki oynaklık doğrudan cari açığımıza ve üretim maliyetlerimize yansıyor. Ancak orta ve uzun vadede bu kriz, stratejik bir fırsat penceresini de aralıyor. Bölgedeki güvensizlik ortamı, bugüne kadar Dubai ve Abu Dabi gibi Körfez merkezlerine yönelen küresel sermaye ve nitelikli “expat” kitlesinin güvenli liman arayışını tetikliyor. Türkiye; NATO üyeliği, köklü devlet geleneği ve İstanbul Finans Merkezi gibi projeleriyle, Körfez’den taşan bu finansal ve entelektüel sermayeyi kendine çekme potansiyeline sahiptir.

Türkiye ekonomisinin mevcut seyrini özellikle şehirler üzerinden okuduğunuzda nasıl bir tablo görüyorsunuz? Türkiye’de büyüme ile şehirleşme arasında nasıl bir ilişki var?

Türkiye’de şehirleşme artık bir “yoğunluk” krizine dönüşmüştür. Mevcut ekonomik modelde büyükşehirler, özellikle düşük kurun sağladığı ithalat avantajıyla tüketim kaleleri haline gelmiş durumda. Ancak bu durum, üretimin Anadolu’ya yayılmasını ve bölgesel kalkınmayı zorlaştırıyor. Büyüme ile şehirleşme arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamalıyız. Balkanlar’daki “butik inovasyon hubları” modelini Türkiye’ye uyarlayarak, nüfusu ve sermayeyi İstanbul’un deprem ve jeopolitik risklerinden arındırılmış yeni merkezlere dağıtmalıyız. Geleceğin büyümesi, metropollerin negatif dışsallıklarından kaçabilen akıllı şehirlerde saklıdır.

Büyük şehirlerdeki trafik sorunu ekonomik açıdan ne kadar büyük bir maliyet yaratıyor? Akıllı şehir uygulamaları ekonomik verimliliği artırabilir mi?

Trafik sorunu, Türkiye ekonomisi için devasa bir gizli maliyettir. Enerjide dışa bağımlı olduğumuz ve jeopolitik riskler nedeniyle enerji fiyatlarının her an sıçrayabildiği bir ortamda, trafikte boşa harcanan vakit ve yakıt doğrudan milli servet kaybıdır. Akıllı şehir uygulamaları, mobiliteyi dijitalleştirerek sadece zaman kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda lojistik maliyetlerini düşürerek genel fiyat seviyesine olumlu katkı sağlar. Akıllı ulaşım sistemleri, beşeri sermayenin en verimli şekilde kullanılmasını sağlayan bir ekonomik kaldıraçtır.

Gündeminiz doğrultusunda eklemek istedikleriniz nelerdir?

Ekonomi yönetimi sadece rakamlarla değil, algı ve güvenle yönetilir. Bölgedeki çatışma ortamı kısa vadede enerji ve belirsizlik riski getirse de, Türkiye’nin bu krizden bölgenin yeni finansal ve teknolojik hub’ı olarak çıkma potansiyeli vardır. Gelecek, fiziksel varlıklardan ziyade bu varlıkları akıllı sistemlerle yöneten nitelikli beşeri sermayenin olacaktır.


Lütfen Tüm Üyelerimiz için Tıklayınız >




prev
next