Lütfen ODMD Gladyatör için Tıklayınız > Lütfen Magma Tıklayınız >
ODMD Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Hakan Tiftik Ana Sayfa > Seçtiğiniz Site Kısmı > 

HAKAN TİFTİK

ODMD Yönetim Kurulu Başkanı

GELECEĞİN OTOMOTİVİNİ YAZILIM, VERİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ŞEKİLLENDİRECEK

ODMD YÖNETİM KURULU BAŞKANI VE BORUSAN OTOMOTİV CEO’SU HAKAN TİFTİK, OTOMOTİV SEKTÖRÜNÜN YALNIZCA BİR TEKNOLOJİ DEĞİŞİMİ DEĞİL, KÖKLÜ BİR EKOSİSTEM DÖNÜŞÜMÜ YAŞADIĞINI VURGULAYARAK, 2026’DA PAZARIN DENGELENME SÜRECİNE GİRECEĞİNİ VE MOBİLİTENİN YAZILIM, VERİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EKSENİNDE YENİDEN TANIMLANDIĞINI BELİRTİYOR.

Otomotiv sektörü yönünden 2026 yılı beklentilerinizi okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?

2026 yılı, küresel ve yerel ölçekte birçok farklı dinamiğin aynı anda etkili olduğu, belirsizliklerin öne çıktığı bir dönem olarak şekilleniyor. Bu yılı değerlendirirken IMF’nin Ocak 2026 tarihli Dünya Ekonomik Görünüm Raporu önemli bir referans sunuyor. Rapora göre küresel ekonominin 2026’da %3,3 büyüme seviyesinde istikrarlı bir seyir izlemesi beklenirken, enflasyonun kademeli olarak gerilemesi ve finansal koşulların destekleyici yapısı ekonomik aktivitenin dirençli kalmasını sağlıyor. Aynı raporda Türkiye ekonomisi için büyüme beklentisinin %4,2 seviyesine revize edilmesi, iç talebin belirli ölçüde canlı kalmaya devam edeceğine işaret ediyor. Otomotiv sektörü, ekonomik gelişmelere en hızlı tepki veren sektörlerden biri olması nedeniyle bu makro görünümden doğrudan etkileniyor. Nitekim 2026’nın ilk yarısının, 2025 yılındaki talep dinamiklerinin devamı niteliğinde daha temkinli bir seyir izlemesi; ikinci yarıda ise jeopolitik gelişmelerin, finansman koşullarının ve küresel ekonomik risklerin daha belirleyici olması bekleniyor. Yıla yüksek faiz ortamı ve sıkı para politikalarının etkisiyle başladık. İlk iki ayda toplam pazar sınırlı bir artış gösterirken, otomobil satışlarında daralma, hafif ticari araç tarafında ise güçlü bir büyüme gözlemledik. Özellikle Şubat ayında otomobil pazarındaki gerileme, finansman koşullarının ve baz etkisinin satın alma kararları üzerindeki etkisini net biçimde ortaya koydu. Buna karşın pazarın hâlâ 10 yıllık ortalamaların üzerinde seyretmesi ise sektörün güçlü ve dirençli bir talep tabanına sahip olduğunu gösteriyor.

Diğer taraftan, içinde bulunduğumuz coğrafyada artan jeopolitik riskler de sektör açısından önemli bir belirsizlik unsuru. Bölgesel gerilimlerin enerji fiyatları ve küresel enflasyon üzerinde yaratabileceği baskı, üretim maliyetlerinden tüketici talebine kadar birçok alanı etkileyebilir. Kur hareketleri ve finansman maliyetleri de tüketici güveni üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor. Tüm bu dinamikler ışığında 2026 yılını, belirttiğim gibi ilk yarıda daha temkinli, ikinci yarıda ise finansman koşullarındaki olası iyileşmeye bağlı olarak daha dengeli bir görünümle değerlendirmek mümkün. Taşıt kredisi faiz oranlarında beklenen geri çekilme ve krediye erişimin artması, talebi destekleyebilecek önemli unsurlar arasında yer alıyor. Genel çerçevede, toplam otomobil ve hafif ticari araç pazarının 2026 yılında yaklaşık 1 milyon 350 bin adet seviyesinde gerçekleşmesini; sektörün ise yüksek büyümeden ziyade istikrar, dengelenme ve sağlıklı talep yapısının öne çıktığı bir yılı geride bırakmasını bekliyoruz.

Otomotiv pazarı, fosil yakıtlı araçlardan çevreci araçlara evriliyor. Sizce Türkiye otomotiv sektörü bu değişime hazır mı?

Otomotiv sektörü, elektrifikasyon, sürdürülebilirlik ve değişen tüketici beklentilerinin itici gücüyle tarihinin en radikal dönüşümlerinden birini yaşarken, fosil yakıtlı araçlardan çevreci çözümlere doğru geri dönüşü olmayan bir evrilme sürecinden geçiyoruz. Türkiye özelinde baktığımızda, sadece birkaç yıl öncesine kadar pazarın %80’ine hâkim olan dizel araç payının bugün %7 seviyelerine gerilemiş olması, benzinli araçların %45 bandında seyretmesi, hibrit otomobillerin %32 ve elektrikli araçların %18’e yakın bir paya ulaşması, bu teknolojik sıçramanın ne kadar hızlı sahiplenildiğini açıkça ortaya koymaktadır. 2026 yılı itibarıyla elektrikli araçların pazar payının %25 seviyelerine çıkmasını beklediğimiz bu tablo, elektrikli araçların artık yalnızca çevresel bir tercih değil, stratejik bir teknoloji alanı olarak konumlandığını kanıtlıyor. Ancak bu dönüşümde tam anlamıyla hazır olabilmemiz için ülke olarak katetmemiz gereken önemli bir yol bulunuyor; zira çevreci araçların araç parkının geneline yayılabilmesi için öngörülebilir ve sürdürülebilir vergi politikalarının oluşturulması, teşvik mekanizmalarının uzun vadeli planlanması ve şarj altyapısı ile akıllı şehir yatırımlarının hızlandırılması hayati önem taşıyor.

ODMD olarak Türkiye’nin bu süreçte sadece bir “pazar” olmanın ötesine geçerek küresel bir “merkez” olması gerektiğini savunuyoruz. Çevreci araç yatırımlarının Türkiye’yi tercih etmesi; yerli üretimin güçlenmesi, teknoloji ve bilgi birikiminin artması ve cari açığın azaltılması açısından stratejik bir değere sahiptir. Bu yatırımları çekebilmek ise ancak istikrarlı bir ekonomi, kararlı teşvik mekanizmaları ve uzun vadeli bir dönüşüm vizyonu ile mümkündür. Unutmamalıyız ki bu değişim yalnızca otomotiv sektörünü değil; enerji, teknoloji ve finans gibi birçok alanı kapsayan bütünsel bir dönüşümü ifade etmektedir. Biz de ODMD bünyesinde verinin gücünü kullanarak altyapı planlamasına katkı sunmaya odaklanırken, otomotivin ekonomideki lokomotif rolünü bu yeni ekosistemde de korumayı hedefliyoruz.

Dijitalleşmenin hayatımıza ve sektörlere etkileri nelerdir?

Dijitalleşme, otomotiv sektörünü mekanik bir endüstri olmanın ötesine taşıyarak, yazılımın ve verinin merkezde olduğu devasa bir mobilite ekosistemine dönüştürdü. Bugün artık otomobilleri sadece bir ulaşım aracı değil, “yazılım tanımlı platformlar” olarak tanımlıyoruz. Bu dönüşümle birlikte araçların bağlantılı bir yapıya kavuşması, uzaktan güncellenebilir sistemler ve yapay zekâ destekli güvenlik teknolojileri, sürüş deneyimini standart bir süreçten akıllı bir etkileşime dönüştürdü. Ancak dijitalleşmenin etkisi sadece araç içi teknolojilerle sınırlı değil; üretimden tedarik zincirine, satıştan satış sonrası süreçlere kadar uçtan uca bir dijitalleşmeden bahsediyoruz. Bu süreç, müşteri beklentilerini de kökten değiştirdi. Günümüz kullanıcısı artık sadece donanımı değil, kişiselleştirilmiş, entegre ve her an güncel kalan dijital bir yaşam alanı talep ediyor. ODMD olarak biz de verinin gücünü kullanarak dijitalleşmeyi sadece bir teknolojik gelişim değil, müşteri deneyimini mükemmelleştiren ve tüm sektörlerin iş yapış biçimlerini yeniden şekillendiren en temel stratejik kaldıraç olarak görüyoruz.

Mobilite kavramı günümüzde neyi ifade ediyor? Önümüzdeki dönemde paylaşım ekonomisinin otomotiv sektörünü nasıl etkilemesini bekliyorsunuz?

Geçmişte “ulaşım” sadece bir araç sahipliği üzerinden okunurken, günümüzde mobilite; esnek, paylaşımlı, bağlantılı ve sürdürülebilir bir hizmet modelini ifade ediyor. Bu dönüşümle birlikte otomotiv sektörü, ürün odaklı bir yapıdan “hizmet odaklı” bir ekosisteme evrildi. Önümüzdeki dönemde paylaşım ekonomisinin sektörümüzün geleneksel dinamiklerini kökten etkilemesini bekliyoruz. Artık yeni nesil kullanıcılar için “araç sahibi olmak” bir statü göstergesi olmaktan çıkıp, “mobiliteye erişim” bir öncelik haline geliyor. Bu durum, abonelik sistemleri, esnek kiralama modelleri ve “kullandığın kadar öde” prensibine dayalı üyeliklerin, geleneksel satın alma süreçlerine güçlü bir alternatif olarak öne çıkmasını sağlıyor. Küresel ölçekte dev markaların birer mobilite servis sağlayıcısına dönüştüğünü görüyoruz; ülkemizde de bu bilincin hızla yükseldiğine şahitlik ediyoruz. Bu değişim, üreticiden distribütöre, yan sanayiden bayilere ve kiralama platformlarına kadar tüm paydaşların iş modellerinin güncellenmesini zorunlu kılıyor. Ancak bu geniş ekosistemin sürdürülebilirliği için en kritik unsur nitelikli insan kaynağıdır. Elektrikli, otonom ve yazılım tabanlı araç teknolojilerine hâkim mühendisler, veri analistleri ve yeni nesil servis çözümlerine adapte olabilen teknisyenler yetiştirmek, sektörümüzün gelecekteki rekabetçiliği için en temel önceliğimizdir. ODMD olarak biz de bu dönüşümün sadece bir teknoloji değişimi değil, bir zihniyet ve yetkinlik dönüşümü olduğu inancıyla hareket ediyoruz.

10 yıl sonra otomotiv sektöründe faaliyet gösterecek paydaşları ne gibi yenilikler bekliyor?

Önümüzdeki 10 yıl, otomotiv sektörü için sadece bir değişim değil, köklü bir yeniden doğuş dönemi olacak. 2030’lu yıllara doğru ilerlerken endüstrimiz; tam otonom sürüş teknolojilerinin olgunlaştığı, araçların birer ulaşım aracı olmaktan çıkıp “tekerlekli akıllı yaşam alanlarına” dönüştüğü bir evreye geçiyor. Geleneksel üretici kimliği, yerini tamamen bütünleşik mobilite sağlayıcısı kimliğine bırakacak. Bu süreçte en büyük kırılma, donanımın yerini yazılım ve veri yönetiminin almasıyla yaşanacak. Geleceğin araçları, şehirlerin akıllı trafik ağlarıyla ve birbirleriyle sürekli iletişim hâlinde olan, kendini güncelleyen yaşayan organizmalar hâline gelecek. Hâliyle bu durum, tedarik zincirinden satış sonrası hizmetlere kadar tüm paydaşların iş modellerini kökten sarsacak ve yeniden şekillendirecektir. Tüm bu dönüşümün kalbinde ise nitelikli insan kaynağı yer alıyor. Önümüzdeki 10 yılda sektörümüzün en değerli yakıtı; yazılım geliştiriciler, veri bilimciler, siber güvenlik uzmanları ve yapay zekâ mühendisleri olacak. Geleneksel mühendislik yetkinliklerinin yeni nesil dijital yeteneklerle harmanlandığı bu döneme bugünden yatırım yapan, zihniyet dönüşümünü hızla tamamlayan şirketler küresel rekabette bayrağı taşıyacak. Biz de bu vizyonla, geleceğin sadece takipçisi değil, aktif bir kurucusu olmak için çalışıyoruz.

Otomotiv sektörünün Türkiye ekonomisine olan katkısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Otomotiv sektörü, Türkiye ekonomisinin sadece bir parçası değil; sanayi üretiminden ihracata, istihdamdan teknolojiye kadar her alana dokunan temel bir lokomotiftir. Bugün mobilite, ekonomik sürdürülebilirlik açısından su ve enerji kadar kritik bir ihtiyaç haline gelmiştir. Ancak araç parkının yaş ortalamasının yüksekliği, hem çevresel hem de ekonomik açıdan önemli bir engel oluşturmaktadır. Bu parkın gençleştirilmesi, Türkiye için hem bir dönüşüm hem de “karbonsuz mobilite” yolunda büyük bir fırsattır. Sektörün potansiyelini tam olarak ortaya çıkarabilmesi için ise vergilendirme yapısının iyileştirilmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılması gerekmektedir. Daha öngörülebilir ve dengeli bir pazar yapısı, hem kamu gelirlerini sürdürülebilir kılacak hem de sektörün yarattığı katma değeri artıracaktır. Küresel ölçekte “yeşil dönüşüm” hız kazanırken, Türkiye’nin de bu sürece uyum sağlayarak araç parkını gençleştirmesi ve otomotivde küresel konumunu güçlendirmesi kritik önem taşımaktadır.


Lütfen Tüm Üyelerimiz için Tıklayınız >




prev
next