Lütfen ODMD Gladyatör için Tıklayınız > Lütfen Magma Tıklayınız >
İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gençer Ana Sayfa > Seçtiğiniz Site Kısmı > 

Prof. Dr. Mehmet Gençer

İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi

İNOVASYONDA HIZ KADAR ÇEVİKLİK DE KAZANDIRIR

İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. MEHMET GENÇER, İNOVASYONUN ARTIK YALNIZCA TEKNOLOJİ DEĞİL, KÜLTÜR VE İLETİŞİM MESELESİ OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. TÜRKİYE’DE FİRMALARIN RİSKTEN KAÇINMA EĞİLİMİNİN İNOVASYONUN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL OLDUĞUNU VURGULAYAN GENÇER’E GÖRE, REKABET AVANTAJI İÇİN ŞİRKETLERİN HEM ÇEVİK DÜŞÜNMEYİ HEM DE PROJE YÖNETİMİNİ GÜÇLENDİRMESİ GEREKİYOR: “HER İNOVASYON PROJESİNDE BAŞARISIZLIK İHTİMALİ VARDIR. ÖNEMLİ OLAN, TOPLAM İNOVASYON ÇIKTISINI GÜVENCE ALTINA ALABİLMEKTİR.”

İnovasyon günümüz iş dünyasının kilit unsurlarından biri haline geldi. Yapılan inovasyon ve Ar-Ge çalışmaları yeterli mi? İnovasyon ve dijital dönüşümün ekonomik yansımalarına, küresel rekabette sağladığı avantajlara değinir misiniz?

Rekabet, ne kadar hızlı koştuğunuzla değil; rakiplerinizden daha hızlı koşup koşmadığınızla ilgilidir. İnovasyon konusunda da durum aynıdır. Küresel ölçekte işletmelerin inovasyona verdiği önem ve ayırdığı kaynaklar artıyor. Dijital verileri etkin şekilde kullanabilen şirketler bu alanda daha iyi performans gösteriyor. İnovasyonun yönetilmesi ve sürdürülebilirliği konusunda bilgi birikimimiz artarken, yeni sistemler geliştiriliyor. Bu nedenle rekabet avantajı sağlamak için Türkiye’deki firmaların inovasyon kulvarında daha da hızlı koşması gerekiyor. İnovasyonun kültürel rekabetteki önemini erken kavrayan kurumlarımızdan biri de Türkiye İhracatçılar Meclisi. Yürüttüğü İnosuit Programı kapsamında, otomotiv sektörü de dâhil olmak üzere birçok şirkete inovasyon sistemi geliştirmeleri için destek verdim ve firmaların bu konuda oldukça hevesli olduklarını gözlemledim. Ne var ki Türkiye’deki toplumsal kültürün inovasyonla çatışan bir yönü bulunuyor. İnovasyon, bilinmeyene yapılan ve başarısızlıklardan geçilen bir yolculuktur; ancak bizim kültürümüz risk almaya pek yatkın değil. Yine de Türkiye’deki firmaların bunu tersine çevirmek için yapabileceği iki temel —ve masrafsız— önerim var:

Birincisi, grup iletişim becerilerini geliştirmek. İşletmedeki farklı ekiplerin, olumlu ama eleştirel ve gerçekçi bir dil kullanarak eşit katılım gösterdiği bir “inovasyon masası” oluşturulduğunda, kolektif yaratıcılık ve ortak akıl olağanüstü bir şekilde ortaya çıkıyor. İkincisi, proje geliştirme ve yönetme becerilerini güçlendirmek. Tek tek inovasyon projelerinin ve genel olarak inovasyon portföyünün yönetimi için bu beceriler kritik öneme sahip. Proje ve portföy yönetimi, inovasyonun risklerini kontrol altına almak —deyim yerindeyse “şansı terbiye etmek”— için gereklidir. Çünkü her inovasyon projesinde başarısızlık ihtimali vardır. Kurumsal inovasyon sisteminde esas olan, projelerin toplamını doğru yöneterek genel inovasyon çıktısını mümkün olduğunca güvence altına almaktır.

Bu noktada araştırma alanlarınızdan olan “çevik (agile) inovasyon”dan bahseder misiniz? Neden önemli? Dönüşümü nasıl etkiliyor?

Uzun yıllar boyunca “çevik olmayan” inovasyon ve ürün geliştirme sistemleri başarıyla kullanıldı. Ancak hem ürünlerin hem de bu ürünlerin tasarlandığı dünyanın giderek karmaşıklaşmasıyla birlikte bu sistemler işe yaramaz hale geldi. Bir noktadan sonra çevik olmayan sistemlerle yürütülen ürün geliştirme projelerinde ne maliyet tutuyor, ne süre planı işliyor, ne de başarı oranları istenen düzeye ulaşıyor. Kısacası, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi inovasyon alanında da planlar artık tutmuyor.

Çeviklik (agility) tam da bu karmaşıklığa verilen bir cevaptır. Örneğin işletmeler, dikey ve katı hiyerarşilerden yatay yapılara geçerek “akıllı imalat”ta olduğu gibi hızlı plan değiştirebilme esnekliğini yakalamaya çalışıyor. “Çevik inovasyon” yaklaşımı ise şu fikre dayanır: Projede amaç belirlenir, ancak karmaşık bir problemi çözmek için gereken süre ve bütçe genellikle öngörüldüğü gibi gitmez. Peki o zaman, süreyi ve bütçeyi sabitleyip amacı esnek bıraksak nasıl olur? Çevik inovasyonun özü budur.

Yöneticiler açısından bu, rahatsız edici bir sorunun yerine bir o kadar rahatsız edici bir çözüm önermektir; ama sahadaki deneyimler gösteriyor ki bu yöntem oldukça başarılı sonuçlar veriyor. Dijital dönüşüm sürecinde de çevik projecilik büyük önem taşıyor. Bir firmanın dijital dönüşüm yol haritasındaki adımların çoğu, kurumun farklı fonksiyonlarını ve katmanlarını —hatta dış paydaşlarını— kapsayan karmaşık projelerdir. Bu tür projeleri çevik bir yaklaşımla yürütmenin daha hızlı, daha etkili ve daha maliyet avantajlı olduğunu düşünüyorum. Çevik projecilik bir fantezi değil; sahadaki deneyimlerin bize kanıtladığı, daha verimli ve sürdürülebilir bir inovasyon sistematiğidir.

Yapay zekâ ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz? Tüketicileri ve sektörleri düşündüğümüzde nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Bu konudaki bakış açım size biraz aykırı gelebilir. Yapay zekânın 70 yıllık tarihine baktığımızda, büyük çıkışların yanı sıra ciddi duraklama dönemleri de görüyoruz. Yapay zekâ çok geniş bir alan ve hesaplama gücünün gelişmesiyle birlikte bu alanların çoğunda ilerlemeler yaşanıyor.

Günümüzde yapay zekâ denince çoğumuzun aklına ChatGPT ve benzeri “doğal dil işleme” teknolojileri geliyor. Bu teknolojilerden bazılarının hayatımızda kalıcı olacağını düşünüyorum; ancak genel tabloya baktığımda yakın geleceğin bazı hayal kırıklıklarına da açık olduğunu söyleyebilirim. Teknolojilerin doğal yaşam döngüsünü düşünürsek, insan konuşma diliyle ilgili sistemlerin olgunlaşması için biraz daha zamana ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Buna karşın, tam da aynı sebeple, görüntü ve sayısal verilerle ilgili yapay zekâ teknolojileri açısından oldukça parlak bir döneme girdiğimizi söyleyebilirim. Görüntülerin algılanması (image recognition) üzerine yapılan çalışmalar daha eskiye dayanıyor ve günümüzün yüksek hesaplama gücü bu alanı çok etkili bir noktaya taşıdı. Örneğin Mercedes ve BMW gibi üreticiler, araç parçalarındaki kalite problemlerini kameralardan alınan görüntüleri yapay zekâ sistemleriyle işleyerek son derece verimli biçimde tespit edebiliyor. Üretim hatlarındaki makinelerden sensörlerle toplanan verilerin analiz edilmesiyle arızalar önceden tahmin edilip bakım planlaması daha etkili bir şekilde yapılabiliyor. Bu tür örnekler imalat sektöründen gelse de yapay zekânın etkisi artık hemen her sektöre yayılıyor.

Yapay zekânın tüketiciye ve kişisel hizmet sektörlerine etkisi ise biraz daha temkinli yaklaşılması gereken bir konu. Sonuçta yapay zekâ veriyle besleniyor; yeterli veri olmadan çalışmıyor. Ancak tüketicileri kendileriyle ilgili verileri paylaşmaya ikna etmek sanıldığı kadar kolay değil.

İNOVASYON ARTIK SADECE YENİ FİKİR ÜRETMEK DEĞİL, DEĞİŞEN KOŞULLARA HIZLA UYUM SAĞLAYABİLMEK ANLAMINA GELİYOR. ÇEVİK DÜŞÜNME, KURUMLARIN BELİRSİZLİK KARŞISINDA ESNEKLİĞİNİ ARTIRIRKEN DİJİTAL DÖNÜŞÜM PROJELERİNE DE GERÇEK BİR REKABET AVANTAJI KAZANDIRIYOR.


Lütfen Tüm Üyelerimiz için Tıklayınız >




prev
next