Hakkı Işınak

IVECO Türkiye Genel Müdürü
Bağlantılı hizmetler ve alternatif yakıt platformları ticari araç sektörünün geleceğini belirleyecek.
IVECO Türkiye Genel Müdürü Hakkı Işınak, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve artan çevreci araç talebinin sektörü geri dönüşsüz bir dönüşüme zorladığını belirterek, “Çoklu yakıt platformlarına ve bağlantılı hizmetlere yapılacak yatırımlar, optimal verimliliğin kapısını açacak. Bu çerçevede IVECO’nun da aralarında yer aldığı birçok ticari araç üreticisi, enerji şirketleriyle iş birliği yaparak alternatif yakıt teknolojilerine yönelik istasyon ağını genişletmek için çalışmalar yürütüyor” diyor.
Otomotiv sektörü yönünden 2025 yıl sonu beklentilerinizi okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?
Bu sorunuza biraz daha geriye giderek ve özellikle bizim segmentlerden ayrıntılar vererek yanıt vermek isterim. 2024 yılında ağır ticari araç segmentinde yaklaşık 32 bin 900 adetlik bir satış gerçekleşti. Hafif ticari araçların 3.5-6 ton aralığındaki segmentinde ise toplam yaklaşık 58 bin 800 adetlik satış kaydedildi ve IVECO bu pazarda 2. sırada yer alarak dikkat çekici bir performans sergiledi. Ancak makroekonomik belirsizlikler doğrultusunda, 2025 yılına girerken otomotiv sektöründe genel bir daralma beklentimizi daha önce çeşitli şekillerde ifade etmiştik. 2025 yılının ilk yarısındaki veriler incelendiğinde, yaşanan daralmanın yıl sonu verileri üzerinde belirleyici olabileceğini söyleyebiliriz. Türkiye ekonomik verilerindeki toparlanma hızına bağlı olarak 2025 yılında toplam pazarın, 2024 yılına kıyasla bir miktar küçülme ihtimalinin olduğunu söylemek mümkün. Her ne kadar yılın ikinci yarısında hafif ticari araç segmentinde belirgin bir büyüme görülse de pazarın 2024 yılında gerçekleşen rekor satış seviyesini aşması zor görünüyor.
Otomotiv pazarı, fosil yakıtlı araçlardan çevreci araçlara evriliyor. Türkiye otomotiv sektörü bu değişime hazır mı?
Sektörümüzün global oyuncularının elektrikli araç üretiminde Türkiye’deki tesislere yaptıkları yatırımlar bu dönüşüm sürecinde önemli bir rol oynuyor. Elektrikli araçlara yönelik talebin giderek artması da bu dönüşümü hızlandırıyor. Verilere göre, Türkiye’de elektrikli araç satışları geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık üç kat artmış durumda. Bu gelişmeler oldukça kayda değer. Ancak, gerek şarj altyapısının özellikle şehirler arası uzun mesafeler söz konusu olduğunda henüz gerçek anlamda tamamlanamamış olması gerekse vergi politikalarının etkisi dönüşümün hızını olumsuz etkileyen unsurlar. Örneğin elektrikli araçlara uygulanan ÖTV avantajları kısa vadede etkili olsa da sürekli değişen vergi düzenlemeleri, yatırımcılar açısından belirsizlik yaratabiliyor. Ayrıca “Yeşil Mutabakat” kriterleri doğrultusunda Türkiye’nin üretim süreçlerinde karbon ayak izi küçültülmeli. İlk aşamada özellikle ticari araçlarda EURO 7 motorlara geçiş de bu zorunlu sürecin bir parçası. Bu da doğal olarak ciddi bir yatırım ve dolayısıyla maliyet artışlarını beraberinde getiriyor. Bu nedenle alternatif ve çoklu yakıt platformlarına yatırımın orta-uzun vadede optimal verimliliğin kapısını açacağı görüşündeyim. Doğru stratejik adımlar atıldığı takdirde Türkiye’nin yalnızca iç talebe yönelik değil, aynı zamanda Avrupa’nın çevreci araç üretim üssü konumuna gelebileceğine inanıyorum.
Dünyada ve Avrupa’da otomotiv sektöründe çevreci araçlarla ilgili gelişmeleri değerlendirir misiniz?
Dünya genelinde ve özellikle Avrupa’da alternatif yakıt teknolojisine yatırımın ve talebin büyük oranda arttığını söylemek lazım. Bilindiği üzere Avrupa’da uygulanmaya başlayacak Yeşil Mutabakat’a göre AB, 2035’ten itibaren fosil yakıtlı yeni araç satışını yasaklıyor. Bu, üreticileri hızla alternatif enerji platformlarına geçmeye zorluyor. Özellikle yakıt hücreli araçlar ve hidrojen konusunda bizim de IVECO olarak ticari araç gamımıza eklediğimiz ve geliştirmesine devam ettiğimiz modeller bulunmakta. Bunun önemli adımlarından birisi özellikle yakıt hidrojen yakıt hücresi ve akü teknolojisiyle güçlendirilen sıfır yayımlı araçlar alanında öncü kuruluşlardan birisi olan Nikola Corporation’a yaptığımız yatırım. Almanya’nın Ulm şehrinde, Nikola ile ortaklaşa ağır hizmet tipi elektrikli ve yakıt hücreli ticari araçlar üretmek için özel bir üretim tesisi kurduk. Bu yatırım, şirketin elektrikli araç alternatiflerinin gelişimini hızlandırmayı ve Ulm’u, Nikola TRE modellerinin üretildiği Avrupa’daki ana merkez haline getirmeyi amaçlıyor. Eş zamanlı olarak AB ülkelerinde IVECO’nun da aralarında bulunduğu pek çok ticari araç üreticisi enerji şirketleri ile iş birliği yaparak alternatif teknolojiler için istasyon ağını genişletme üzerinde çalışıyor. Özetlersek dünya ve Avrupa’da otomotiv sektörü, fosil yakıttan alternatif yakıt platformlarına geçişi artık geri dönüşsüz bir süreç haline getirdi.

Otomotiv sektörü dijitalleşme ile de dünyada önemli bir değişim ve dönüşümden geçiyor. Dijitalleşmenin hayatımıza ve sektörlere etkileri nelerdir?
Günümüzde araçlar internete bağlı hale geldi ve gerek yazılım güncellemeleri gerekse arıza tespiti ve müdahalesi uzaktan yapılabiliyor. Otonom sürüş teknolojileri sayesinde kullanıcılar hem daha güvende hem de daha konforlu bir deneyim yaşıyor. Elektronikleşme ile motor yönetiminden eğlence sistemlerine kadar neredeyse her şey yazılım tabanlı hale geliyor. Bununla birlikte, Endüstri 4.0’ın etkisiyle fabrikalarda robotlar, yapay zekâ ve dijital teknolojiler üretim süreçlerinde kaliteyi ve verimliliği artırıyor. Dijitalleşme, üretim, sipariş ve lojistik süreçlerini daha şeffaf ve hızlı bir şekilde yönetmeye olanak tanıyor. Satış ve servis süreleri de bu dönüşümden etkileniyor; online araç konfigürasyonu, sanal test sürüşleri ve mobil uygulamalar giderek daha fazla ön plana çıkıyor. Ayrıca kişiselleştirme büyük önem kazandı. Araç içi yazılımlar, sürücülerin alışkanlıklarına uygun hizmet sunuyor; müzikten güvenlik ayarlarına, navigasyondan diğer özelliklere kadar her şey kişiselleştirilebiliyor. Tüm bu yenilikler, hayatımıza daha güvenli, kişiselleştirilmiş ve sürdürülebilir ulaşım çözümleri olarak yansıyor. Dijitalleşme sayesinde bilgiye erişim ve birçok işlemi gerçekleştirme çok daha kolay hale geldi. Bu dönüşümün hayatımızı daha konforlu ve güvenli bir şekilde sürdürmemizi sağladığını düşünüyorum.
Önümüzdeki dönemde paylaşım ekonomisinin otomotiv sektörünü nasıl etkilemesini bekliyorsunuz? Globaldeki ve ülkemizdeki gelişmeler nelerdir?
Önümüzdeki dönemde, paylaşım ekonomisinin gerek binek gerekse ticari araç segmentlerini kökten dönüştürmesini bekliyoruz. Paylaşım ekonomisi, ticari araç sektörünü hem dönüştürüyor hem de yeni iş modelleri ve verimlilik fırsatları yaratıyor. Ticari araç sektörü özelinde verimliliği artırarak, maliyetleri düşürerek ve yeni, esnek iş modelleri yaratarak köklü bir değişim yaratmaya başladı bile. Örneğin giderek sayıları artmaya başlayan teknolojik platformlar sayesinde yük sahipleri ve bağımsız taşımacılar dijital bir pazar yerinde buluşturuluyor. Bu platformlar, sevkiyat süreçlerini uçtan uca yöneterek ve online takip imkânı sunarak sektörde şeffaflığı ve verimliliği artırıyor. Bir başka gelişme ise Kurumsal Araç Paylaşımı Modeli; şirketler, kendi bünyelerinde tuttukları araçları kullanmadıkları zamanlarda diğer firmalara veya bireylere kiralayarak araç filolarının maliyetini düşürebiliyor. Bu model, özellikle çok fazla araç kullanmayan ancak dönemsel olarak ihtiyaç duyan işletmeler için cazip hale geliyor. Bu modellerin rekabet, güvenlik ve sigorta eksenlerinde gerekli yasal düzenlemelerin tamamlanması halinde giderek artacağı görüşündeyim.
Global gelişmeleri de göz önüne aldığımızda 10 yıl sonra otomotiv sektöründe faaliyet gösterecek paydaşları ne gibi yenilikler bekliyor?
Avrupa Birliği’nin 2035 itibarıyla içten yanmalı motorlu araçların satışını yasaklama planıyla birlikte, otomotiv sektörü büyük ölçüde elektrikli ve alternatif enerjili araçlara geçiş yapacak. Bu dönüşümde yazılım şirketleri kritik bir rol üstlenecek. Artık araçların değerini belirleyen temel unsurlar donanımdan çok yazılım olacak; markalar kendi işletim sistemlerini geliştirme konusunda yoğun çaba harcayacak. Bu değişimle birlikte yeni gelir modelleri ortaya çıkacak. Geleneksel “satış” anlayışının yerini abonelikler, yazılım güncellemeleri ve mobilite servisleri alacak. Bunun doğal sonucu olarak müşteri memnuniyeti ve hizmet kalitesinin sürekli artırılması her zamankinden daha da önemli hale gelecek. Araçlarda bulunan özellikler ve teknoloji yakınsadıkça rekabetçi güç temel olarak markaların verdiği hizmet ve sağladığı müşteri memnuniyeti ile sağlanabilecek.
“Kendi aracım olsun” anlayışı yerine, abonelik, araç paylaşımı, kısa dönem kiralama daha yaygın olacak. Büyük şehirlerde otonom taksiler, kamyonlar ve toplu taşıma devreye girecek ve otonom sürüş daha yaygın olacak. Araçlarda kişiselleştirme önemli bir özellik olarak öne çıkarken yapay zekâ destekli kullanıcı profilleri sayesinde kişisel asistanlar aktif biçimde kullanılacak. Ayrıca altyapı yatırımları ciddi şekilde artacak; şarj ağlarının genişletilmesi, batarya geri dönüşüm tesislerinin kurulması ve akıllı ulaşım sistemlerinin geliştirilmesi öncelikli konular olacak.
Otomotiv sektörünün Türkiye ekonomisine olan katkısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkiye, Avrupa’nın üretim üslerinden biri olarak öne çıkıyor. Sektörün ihracattaki payı ve sağladığı istihdam göz önüne alındığında, ekonominin lokomotif sektörü olarak tanımlanması son derece yerinde bir değerlendirme olur. Sektörümüz aynı zamanda demir-çelik, petro-kimya, cam, lastik, tekstil ve elektronik pek çok farklı sektörü de harekete geçiriyor, dolayısıyla ekonomide çarpan etkisi yaratarak genel sanayi üretimini ve ciroyu artırıyor. Bununla birlikte ticari araç özelinde bakıldığında, jeo-politik riskler nedeniyle orta koridorun giderek önem kazanmasıyla Türkiye’nin lojistik üssü konumunu güçlendirmesi nedeniyle ticari araç sektörünün de¬ devlet bütçesine önemli ölçüde katkı sağlayan konumunu artırarak koruyacağını ve liderliğini sürdüreceğini öngörmek mümkün.