Prof. Dr. Özgül Keleş

İTÜ Öğretim Üyesi
ELEKTRİKLİ ARAÇLARDA YALNIZCA TEKNOLOJİYE DEĞİL, VİZYONA DA YATIRIM YAPMALIYIZ
TÜRKİYE, ELEKTRİKLİ ARAÇ EKOSİSTEMİNDE ÖNEMLİ ADIMLAR ATTI; YERLİ ÜRETİMDEN BATARYA GİRİŞİMLERİNE, ŞARJ ALTYAPISINDAN SERVİS HİZMETLERİNE KADAR PEK ÇOK ALANDA İLERLİYORUZ. ANCAK PROF. DR. ÖZGÜL KELEŞ’E GÖRE, BU DÖNÜŞÜMDE ASIL BAŞARI; TEKNOLOJİYE SADECE AYAK UYDURMAK DEĞİL, ONU YÖNLENDİREN ÜLKELERDEN BİRİ OLABİLMEKTE YATIYOR: “ELEKTRİKLİ ARAÇLARDA İLK ADIMI ATMAK ÖNEMLİ AMA KALICILIK, KONTROL KABİLİYETLERİNİ ARTIRMAKLA MÜMKÜN.”
Dünya dijitalleşme anlamında bir dönüşümden geçiyor, yapay zekâ birçok sektörde süreçlere dahil edildi. Bu kapsamda ülkemizi Ar-Ge, inovasyon ve dijitalleşme anlamında nasıl değerlendiriyorsunuz?
1960’lı yıllarda Maslow’un ortaya koyduğu İhtiyaçlar Hiyerarşisinin, insanlık için bugün hâlâ geçerliliğini koruduğuna inanıyorum. Günümüzde, dünyanın birçok yerinde temel ihtiyaçlarını—yeme, içme, barınma—karşılayamayan topluluklar bulunuyor. Aynı zamanda güvenlik ihtiyacını dahi karşılayamayan toplumlar var. Bu temel gereksinimlerin karşılanamamasının sorumluluğu, hiyerarşinin üst basamaklarında yer alan ama tatmin edilememiş ihtiyaçlara sahip bireylerde yatıyor. Ait olma, sevgi, ahlak ve kendine saygı gibi değerleri geliştirememiş, hırsı aklının önüne geçmiş insanlar, insanlık için hem tehdit hem umut olabiliyor.
Maslow’un hiyerarşisine göre, saygınlık ihtiyacının ardından gelen bilme ihtiyacı, günümüz insanı için en temel gereksinimlerden biri haline geldi. Bu ihtiyacın karşılanması için sadece öğrenme değil; düşünme, gözlem yapma, sorgulama, analiz etme, değerlendirme ve çözüme ulaşma gibi bilişsel beceriler gerekiyor. Veri, bu sürecin merkezinde yer alıyor. Artık ekonomik değeri olan yeni bir maden gibi görülüyor. Ancak verinin bilgiye dönüşmesi için sadece işlenmesi yetmiyor; enformasyonun etik, ahlaki ve bilimsel bir çerçevede anlamlandırılması gerekiyor.
Geçmişten bugüne insan; toplama, araştırma, analiz ve değerlendirme becerileriyle birçok teknoloji geliştirdi. 1900’lü yılların sonuna gelindiğinde, insanın duyu organlarının yerini sensörler, sinir ağlarının yerini kablolu ya da kablosuz sistemler, belleğin yerini ise diskler ve sunucular aldı.
Verilerin işlenmesiyle başlayan süreç, sonunda “karar verebilen algoritmalar”a dönüştü. Böylece yapay zekâ kavramı hayatımıza girdi. Yapay zekâ, artık sadece bir teknoloji değil; bilgiyi üretme, karar verme ve çözüm üretme kapasitesine sahip bir araç haline geldi.

OTOMOTİV SEKTÖRÜ: DÖNÜŞÜMDE STRATEJİK ROL
Otomotiv sektörü, genelde savunma sanayi sonrası oluşan teknolojilerin yaygınlaştırıcısı; aynı zamanda birçok yeni teknolojinin de geliştiricisi olmuştur. Türkiye’nin dinamik, pratik ve hızlı adapte olabilen insan kaynağı bu alanda büyük bir avantaj sağlamaktadır. Ancak bu sektörde inovasyonun sürdürülebilirliği için entegre Ar-Ge yapma sabrı ve tutkusunun artması gerekiyor. İnovasyon, yalnızca teknik çözüm üretmekle sınırlı kalmamalı; teknolojinin toplumda kabul görmesi için çevresel, etik, hukuki ve ekonomik tüm alanlarda eş zamanlı gelişmeler sağlanmalıdır.
Dijital dönüşüm, yalnızca kâğıdı bırakıp bilgisayara geçmek ya da insanı robotla değiştirmek değildir. Bu dönüşüm; fırsatları değerlendiren, tehditleri yöneten, proaktif ve stratejik bir yaklaşım gerektirir. Türkiye olarak bu dönüşüme sadece adapte olan değil, yön veren bir toplum olabiliriz. Bunun için;
• Felsefe, tarih, bilişim, ekonomi, nörobilim gibi alanlarda uzmanların bir araya geldiği sürekli bir tartışma zemini,
• İnovatif stratejiler ve uygulama odaklı taktikler,
• Bu süreci hayata geçirecek nitelikli ekipler oluşturulmalıdır.
Anaokulundan üniversiteye, hatta eğitimin dışında kalmış bireyler dahil olmak üzere herkesin bu dijital çağa uyum sağlaması gerekmektedir. Dijital dönüşüm, bireylerin sadece bilgiye erişmesini değil, aynı zamanda sağlıklı ve üretken bir şekilde bu sistemin parçası olmasını da amaçlamalıdır. Küresel rekabet çok değişkenli bir denklem. Ancak bu denklemin en önemli parçası insandır. Ülkemiz, teknolojileri hayal eden zihinlerden yoksun değildir. Yeter ki güvene dayalı, şeffaf, adil ve huzurlu ortamlar oluşturulsun. İşte o zaman başarının önü gerçekten açılacaktır.
Otomotiv sektöründe elektrikli araçlar büyük bir ivme kazandı. Ülkemizde elektrikli araç sektörünün geleceği için öncelikler neler olmalıdır?
Tüm dünya artık ulaşım alanında alternatif yakıtların mümkün ve gerekli olduğuna ikna olmuştur. Gelecekte ulaşım, yalnızca içten yanmalı motorlarla değil; çevreci, sürdürülebilir ve teknolojik çözümlerle yeniden şekillenecektir. Bugün elektrikli araçlarda yaygın olarak kullanılan teknoloji, şarj edilebilir lityum iyon bataryalardır. Türkiye otomotiv sektörü, son on yılda bu alanda önemli gelişmeler kaydetmiştir. Devlet destekli yatırımlar, yalnızca teknolojinin değil, insan sermayesinin de nasıl değerli çıktılar üretebildiğini göstermiştir.
Elektrikli araç kavramı, geleneksel araç üreticileri için yeni bir paradigma oluşturmuştur. Türkiye’de içten yanmalı motor üreten firmalar, artık elektrikli modellerle pazarda yer bulmaya başlamış; yerli üretim elektrikli araçlar ise tüketiciyle buluşmuştur. Ayrıca otomotiv firmalarının yanı sıra batarya, şarj altyapısı ve yönetimi gibi alanlarda ekosisteme katkı sağlayan girişimler de ivme kazanmıştır. Bu girişimler yalnızca ekonomik değil, çevresel sürdürülebilirlik açısından da önemlidir. Ekosistem içinde döngüsel ekonomi yaklaşımıyla lityum iyon batarya üretimi gerçekleştirmeye yönelik yerli girişimlerin artması sevindiricidir. Servis, bakım, yangın önleme ve müdahale gibi kritik alanlarda hizmet geliştirme faaliyetleri de sektöre değer katmaktadır. Elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla bu hizmetlerin standardizasyonu ve yaygınlaştırılması, hem kullanıcı güvenliği hem de sürdürülebilirlik açısından elzemdir.

“ÖNCELİK” KAVRAMINI DOĞRU TANIMLAMAK
Elektrikli araç sektörünün geleceği için en sık sorulan sorulardan biri şudur:
“Ülkemiz için öncelikler neler olmalıdır?” Bu soruda geçen “öncelik” kelimesi yalnızca ilk adımları değil, stratejik uzun vadeli pozisyon almayı ifade etmelidir. Başlangıç hamleleri sektörde yer aldığınızı gösterebilir; ancak kalıcılık, kontrol kabiliyetinin artırılmasıyla mümkündür. Bu bağlamda dışa bağımlı olunan teknolojik alanların tespit edilmesi ve bunların yerlileştirilmesi sektörün geleceği açısından öncelikli olmalıdır.
Otomotiv Sanayi Derneği (OSD), Otomotiv İhracatçıları Birliği (OİB) ve Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) tarafından desteklenen Otomotiv Teknoloji Platformu (OTEP) Batarya Teknolojileri Grubu olarak 20 Mayıs 2024’te yayımladığımız “Elektrikli Araçlarda Lityum İyon Bataryalar” adlı kitabımızda, bu öncelik ve önerilere yer verdik. Editörlüğünü Doç. Dr. B. Deniz Karahan ve Yük. Müh. Kerim Can Bayar ile birlikte yürüttüğümüz kitap, 90’ın üzerinde gönüllü araştırmacının katkısıyla hazırlandı. Hem dijital hem de basılı formatta ücretsiz erişime açık olan bu yayın, ülkemizin ve dünyanın batarya teknolojisindeki geçmişini, mevcut durumunu ve geleceğini kapsamlı biçimde analiz etmektedir.
BİLİMSEL ALTYAPI VE ÜNİVERSİTE-SANAYİ İŞ BİRLİĞİ
Elektrikli araç bataryalarında katma değer yaratmak ve dışa bağımlılığı azaltmak için hücre teknolojilerinde kullanılan anot, katot, separatör ve elektrolit gibi malzeme ve makine-teçhizat alanlarında Ar-Ge yapılması öncelikli hedef olmalıdır.
Üniversitelerimizde ve araştırma kurumlarımızda bu alanlarda çalışan, uluslararası düzeyde rekabetçi bilgi birikimine sahip araştırmacılar mevcuttur. Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Üniversiteler teknolojiyi laboratuvar düzeyinde geçerliliğini kanıtlamakla sorumludur. Bu seviye, Teknoloji Hazırlık Seviyesi (TRL) 4’tür. Üniversitelerden doğrudan seri üretim beklentisi doğru bir yaklaşım değildir. Sanayi ile sürdürülebilir iş birlikleri kurulmadıkça bu beklenti karşılanamaz. Bu birliktelikler, fikir aşamasından ürünleşmeye (TRL1’den TRL9’a) kadar olan Ar-Ge sürecini daha etkin, maliyet avantajlı ve sürdürülebilir hale getirecektir.
YAPAY ZEKÂYA VİCDAN YÜKLEMENİN ZAMANI
Sonuç olarak insanlık, şu ana kadar yalnızca kendisinde bulunan düşünebilme, karar verme ve üretme yetilerini artık dijital ikizlerinde simüle etmeye çalışmaktadır. Yapay zekâ, geçmiş verilerle karar verme stratejilerini öğrenen bir sistem olarak karşımızda duruyor.Ancak kontrolün bizde olması, insanın teknolojiyi şekillendirmesi için olmazsa olmazdır. Yapay zekâya yalnızca algoritma değil; vicdan, etik ve sorumluluk da yüklemek gerektiği bir döneme giriyoruz. Unutmayalım; insanın en büyük inovasyonu, insanlığını keşfetmek olmalıdır.