Alican Emiroğlu

Volvo Car Türkiye Genel Müdürü
GELECEK ELEKTRİKLİ VE VOLVO HAZIR
“ELEKTRİFİKASYON ARTIK BİR SEÇENEK DEĞİL, KAÇINILMAZ BİR GERÇEKLİK” DİYEN VOLVO CAR TÜRKİYE GENEL MÜDÜRÜ ALİCAN EMİROĞLU, OTOMOTİV SEKTÖRÜNÜN BU DÖNÜŞÜM SÜRECİNE HEM ÜRETİM HEM DE MÜŞTERİ DENEYİMİ AÇISINDAN HIZLA ADAPTE OLMASI GEREKTİĞİNİ VURGULADI.
Otomotiv sektörü yönünden 2025 yıl sonu beklentilerinizi okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?
Üst üste iki yıl 1 milyon adetlik satış barajını aşarak rekor kıran otomotiv pazarı, 2025 yılında da benzer bir ivme ile yoluna devam ediyor. Yıl başındaki bazı makroekonomik belirsizliklere rağmen, toplam pazarın yine rekor seviyelere ulaşması mümkün görünüyor. Daha da önemlisi sektörün kendi içerisinde ciddi bir dönüşüm içerisinde olduğunu söyleyebiliriz.
Bu dönüşümün öncülüğünü ise şarj edilebilir otomobiller ve SUV modellerin yaptığını gözlemliyoruz. Özellikle şarj edilebilir otomobillerin satışlardan aldığı payın yüzde 22’nin üzerine çıkması, elektrifikasyonun artık güçlü ve kalıcı bir trend haline geldiğini gösteriyor.
Hem SUV modellere hem de şarj edilebilir otomobillere olan ilginin artması, marka stratejimizle birebir örtüştüğü için yılın ilk yarısında olduğu gibi, 2025 yılını da hedeflerimizin üzerinde kapatmayı öngörüyoruz.
Dünya ve Türkiye otomotiv pazarı ciddi bir dönüşümden geçiyor. Otomotiv pazarı, fosil yakıtlı araçlardan çevreci araçlara evriliyor. Sizce Türkiye otomotiv sektörü bu değişime hazır mı? Atılması gerekli adımlar nelerdir?
Hem ithal markaların yatırımlarıyla hem de yerli üretimle elektrifikasyona geçiş süreci Türkiye’de somut adımlarla hayata geçiriliyor. Özellikle dizel motorlara olan ilginin 2025’te ciddi şekilde azalması, tüketicilerin benzinli, plug-in hibrit ve tam elektrikli modellere yöneldiğini gösteriyor.
Volvo olarak elektrifikasyon stratejimiz doğrultusunda 2024 yılının başında son dizel otomobilimizi üreterek, dizele veda eden ilk otomobil üreticilerinden biri olmuştuk. Türkiye’deki tamamen elektrikli otomobil satışları, Avrupa ile aradaki farkı hızla kapatıyor ve ülkemiz, Avrupa’da bu alandaki en büyük beş pazardan biri haline geliyor. Bu dönüşümün sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde ilerlemesi için altyapı yatırımları, müşterilerinin kaygılarının giderilmesi önem arz ediyor. Müşterilerin en büyük kaygısının halen menzil olduğunu düşünürsek bu noktada başta şarj altyapısının daha hızlı ve eş zamanlı biçimde yaygınlaştırılması gerekiyor. Satış sonrası hizmetler tarafında elektrikli otomobillere hizmet verecek eğitimli ve yetkin insan kaynağının istihdam edilmesi önem arz ediyor.
Türkiye, hem üretim hem de tüketici tarafında bu dönüşüme adaptasyon gösterebilecek potansiyele sahip bir ülke. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi; kamu, özel sektör ve teknoloji sağlayıcılarının daha güçlü iş birliği ve teşvik mekanizmalarıyla mümkün olacağına inanıyorum. Küresel ölçekte ise otomotiv sektörünü son dönemde elektrifikasyon kadar regülasyonlar ve gümrük tarifeleri meşgul ediyor. Sektördeki tüm markalar bu duruma önlem alabilmek adına yatırım ve üretim stratejilerini şekillendirmeye çalışıyor.
Dünyada ve Avrupa’da otomotiv sektöründe çevreci araçlarla ilgili gelişmeleri değerlendirir misiniz?
Dünyada ve Avrupa’da otomotiv sektörü çevreci çözümler etrafında yeniden şekillenmeye devam ediyor. Sürdürülebilirlik, artık yalnızca bir tercih değil, markaların gelecekte var olabilmesi için temel bir sorumluluk alanı haline geldi. Her zaman söylediğimiz gibi sorunun bir parçasıysanız, çözümün de parçası olmak zorundasınız.
Volvo Cars olarak bu dönüşümün öncülerinden biri olmaktan gurur duyuyoruz. 2030 yılı itibarıyla satışlarımızın yüzde 90’ının şarj edilebilir modellerimizden oluşmasını planlıyor ve 2040 yılı itibarıyla de karbon nötr bir şirket olmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda, ürün geliştirmeden lojistik süreçlerine, üretim tesislerinden malzeme seçimlerine kadar tüm alanlarda karbon ayak izimizi azaltmaya yönelik çalışmalar yürütüyoruz.
Volvo’nun çevreci yaklaşımını yalnızca ürün düzeyinde değil, marka bütününde bir taahhüt olarak ele alıyoruz. Halihazırda Türkiye’de sunduğumuz tüm yeni Volvo modelleri elektrikli ya da şarj edilebilir hibrit seçeneklere sahip. Gelecekte ise tamamen elektrikli ürün gamımızı genişleterek, daha fazla kullanıcıya çevreyle uyumlu bir mobilite deneyimi sunmayı hedefliyoruz.

Otomotiv sektörü dijitalleşmeyle de dünyada önemli bir değişim ve dönüşümden geçiyor. Dijitalleşme tüm sektörler için büyük önem kazandı. Sizce dijitalleşmenin hayatımıza ve sektörlere etkileri nelerdir?
Dijitalleşme artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil; aynı zamanda iş yapış şekillerimizin, müşteri beklentilerinin ve mobilite anlayışının yeniden tanımlanması anlamına geliyor. Otomotiv sektörü de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Üretimden satış süreçlerine, müşteri deneyiminden servis hizmetlerine kadar her noktada dijitalleşmenin etkisini görüyoruz.
Volvo Car olarak dijitalleşmeyi sadece teknolojik gelişim olarak değil, kapsayıcı bir kullanıcı deneyimi dönüşümü olarak değerlendiriyoruz. Türkiye’de de bu yaklaşımı benimseyerek kullanıcılarımızla olan temas noktalarımızı daha hızlı, daha şeffaf ve daha kişiselleştirilmiş hale getiriyoruz. Volvo Cars App gibi dijital çözümlerimizle kullanıcılarımız otomobilleriyle uzaktan etkileşime geçebiliyor, yazılım güncellemelerini uzaktan OTA (over-the-air) yoluyla yapabiliyoruz.
Mobilite kavramı nasıl ortaya çıktı ve ihtiyaçlara göre nasıl evrildi? Mobilite kavramı günümüzde neyi ifade ediyor? Önümüzdeki dönemde paylaşım ekonomisinin otomotiv sektörünü nasıl etkilemesini bekliyorsunuz? Globaldeki ve ülkemizdeki gelişmeler nelerdir?
Günümüzde mobilite artık sadece “taşıma” değil, bağlantılı, sürdürülebilir ve kullanıcı merkezli ulaşım sistemleri anlamına geliyor. Yani mobilite kavramı artık yalnızca A noktasından B noktasına ulaşmakla sınırlı değil; sürdürülebilir, verimli ve kullanıcı odaklı bir yolculuk deneyimi sunmakla tanımlanıyor. Volvo olarak biz de geleceğin mobilite ekosistemine entegre olmak adına, dengeli bir ürün portföyü sunarak; hizmet modellerimizde esnek, bağlantılı ve sürdürülebilir çözümler geliştiriyoruz. Konuya sadece mobilite olarak değil aynı zamanda otomobil içerisinde geçirilen zamanın kaliteli ve verimli kılınması için yapılan yatırımlar olarak bakıyoruz. Zamanın bu kadar kıymetli olduğu bir dünyada otomobil içerisinde geçirilen vakti katma değerli hizmetlerle desteklemek mobilite kavramının önemli bir parçası haline geliyor.
Global gelişmeleri de göz önüne aldığımızda 10 yıl sonra otomotiv sektörünü ne gibi yenilikler bekliyor?
Otomotiv ekosistemi, dijitalleşme ve elektrifikasyonun öncülüğünde yeniden tanımlanıyor. Geleceğin mobilite anlayışı akıllı, bağlantılı ve şarj edilebilir diye tanımladığımız tamamen elektrikli ve plug-in hybrid otomobiller etrafında şekilleniyor. Biz de Volvo Cars olarak elektromobiliteye odaklanıyoruz. Dijitalleşme temelde müşteri deneyimine ve müşterinin temel ihtiyaçlarına hitap eden çözümler sunmayı amaçlarken bu değişimin bugün aklımıza gelmeyen birçok noktada da farklı servis ve hizmetler sunmamıza olanak sağlayacağını düşünüyoruz. Bu servis ve hizmetler trendin yanında aynı süratle adapte edilmesi ve ihtiyaçları karşılaması gereken bir noktada karşımıza çıkacak.
Otomotiv sektörünün Türkiye ekonomisine olan katkısı hakkında ne düşüyorsunuz?
Otomotiv sektörü, Türkiye ekonomisinin hem üretim hem de istihdam anlamında en stratejik ve en güçlü lokomotiflerinden biri. Özellikle yan sanayi ile birlikte düşünüldüğünde yüzbinlerce kişiye doğrudan ve dolaylı istihdam sağlıyor. Aynı zamanda, hem iç piyasada hem de ihracatta önemli bir vergi geliri kaynağı olarak devlet bütçesine ciddi katkılar sunuyor. Bu bağlamda otomotiv sektörünü üretimin yanı sıra ekonomik istikrarın ve büyümenin temel yapı taşlarından biri olarak görmek gerekiyor.